Şifa Sanatları | Sağlığınıza Kavuşmak için Altın Yol
15677
post-template-default,single,single-post,postid-15677,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-7.3,wpb-js-composer js-comp-ver-4.5.2,vc_responsive
 

Sağlığınıza Kavuşmak için Altın Yol

15 Oca Sağlığınıza Kavuşmak için Altın Yol

İnsanın çağlar boyunca hastalıklarla mücadelesi hiç bitmedi. İnsanoğlunun bu gezegende attığı ilk adımlardan itibaren hastalık onun peşini hiç bırakmadı. Elbette hastalıkları kendi içinde kategorilendirmemiz daha da önemli.

Eski uygarlıklar bizlere göre çok daha az araçla yaşamlarını idare ettirmek zorundaydı. Elektriğin olmadığı, su kaynaklarına ulaşılamadığı, mikroptan arınmış herhangi bir ortam içinde yaşamak söz konusu bile değildi. Hatta mikropların varlığını bile bir kaç yüzyıl önce keşfettiğimizi düşünürsek durumumuz epey ilgi çekici.  Her geçen gün geçmişin bilgece eylemlerinin kıymetini daha çok anlıyoruz. Bunu nasıl öğreniyoruz? Her yeni gün yepyeni bir tarihi veri bizlerin daha da şaşırmasına neden oluyor.

Elektriğin olmadığı 10 saatlik bir gün yaşadık geçenlerde. Bir anda ellerimizin altındaki iletişim araçları, ulaşım araçlarındaki kısıtlamalarla eskilerin yaşamlarına kısaca göz attık. Hatta yaşça büyük olanlarımız geçmişlerindeki yüzyüze iletişimleri, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak zaman geçirmeye ne denli özlem duyduklarını bile farkettiler. Oysa çoğumuz için sıkıntıdan patlanacak saatler demek oldu. Metrolar çalışmadı, otobüsler hınca hınç doldu. Kimilerimiz gerçekten mecburiyetten yürümek zorunda bile kaldı. Taksi bile yoktu. O kadar doluydu araçlar. 10 saat için kısmen eskilere göz atabilirdik. O fırsatı da ıskaladık.

Geçmişte insanlar yürümek zorundaydı, sularını taşımak, yakacaklarını toparlamak zorundaydı. Bugünlerde bir çok köyde halen böyle yaşanıyor. Güne gün doğumunda başlıyorlar. Güneş pencereye vurmadan, dışarıdaki sesler uyandırıyor onları. bizler gibi çalar saatleri, telefonları olmadan güne başlıyorlar. Kahvaltıları için gerekenleri mevsimine göre kümesten yumurta ile, ağıldan ineklerden sağdıkları süt ile yaptıkları peynir ve tereyağını hazırlıyorlar. Hepsi için zaman harcıyolar. Bizler gibi mutfağa gidip ya da hani azıcık şanslıysak bakkala kadar gidip malzemeleri almıyorlar. Ne kadar uzak ve zor geliyor bizlere değil mi? Yazdığımız bu satırları bile hiçbir zaman okumayacaklar. Ancak bir çoğumuzdan daha sağlıklı ve uzun yaşıyorlar, yaşayacaklar.

Sebebi düşündüğünüz gibi organik beslenmeleri falan da değil. Bize göre çok daha fazla hareket ediyolarda ondan. Bizler gerek işlerimiz gereği, gerek modern hayatın sunduğu kolaylaştırıcı olanaklarla hareket etmeyi unuttuk. Bizler için hareket etmek bir külfet. Hatta bildiğiniz işkence. Ne gerek var hareket etmeye. Gideriz doktora yazdırırız bir ilaç. ne derdimiz varsa kurtuluruz. Ne gerek var sırt ve boyun ağrılarımız için her gün biraz olsun zaman ayırmamıza. Varislerimiz için, dolaşım sorunlarımız için hatta en basidi kabızlığımız için bile ilaç var. Uzun ömre ne gerek var olduğu kadarı da yeter bize. Allah elden ayaktan düşürmesin değil mi? Kimseler muhtaç olmadığımız sürece nasıl olsa bir gün ölmeyecek miyiz? Elbette öleceğiz. Hiçbirimiz bu topraklarsa sonsuza kadar varolmayacağız. Ancak yaşamımızın her gün bize daha az sıkıntı çıkartabilmesine olanak vermek bizlerin de elinde. En azından tamamen olmasa da önemli bir ölçüde bizlerin elinde.

Son bir kaç senede spor salonlarında ter dökmeyenimiz de kalmadı. Her biri birbirinden güzel, daha konforlu, daha bol vaatli salonlarda geçirmediğimiz zamanları da düşününce üzülmemek elde değil. Özellikle de tonlarca para döküp sonuna kadar kullanmadığımız üyelikleri de düşününce. Dikkatinizi çekti ise son 1-2 yıldır da neredeyse tüm doktorlar hareket etmemiz gerektiğini her mecrada tekrar tekrar anlatıyor. Her geçen gün daha az hareket ediyoruz. Her geçen gün daha fazla hastalanıyoruz. Bundan 10 yıl önce kanser olan birilerini duyduğumuzda şaşardık. Bugün neredeyse çevresinde kansere yakalanmamış kimse yok gibi. Bu tesadüf mü? Bütün bu rahatsızlıklar kader mi? Hepsinin sebebi kötü beslenmek mi?

Çok önemli bir kısmı sadece hareketten uzaklaşmamız yüzünden. Topraktan uzak nesiller yetişiyor. Sokakta oynayan ne kadar az çocuk var. Siteler olmasa çocukların çıkıp oynayabileceği doğru dürüst bir alan bile yok. Hep beraber siteler hapsolalım başkaca yeşil alan kalmadı. Oralarda da ağaç yok ama olsun ne de olsa her gün sulanan çimleri var değil mi? Yaz kış yemyeşil. Hangi köyde her mevsim yeşil çim görüldüyse artık.

Hareket edebilmek için alet edevatlara da ihtiyaçlarımız var. Hani bir kaç teknik ekipmanımız yoksa zaten nasıl hareket edebiliriz ki? Bize lazım olan ekipmanlarda nedense hep çok pahalıdır. Onları bir araya getiririz bu defa zamanımız yoktur. Zamanımız olsa yorgun oluruz. Bizde bahane hiç bitmez. Bahanelerimiz bitmediği için de hastalıklarımız hiç bitmez.

Hem kendimiz hem de danışanlarımızla birlikte ulaştığımız basit bir gerçek var. Bedenimiz hareket edebilmemiz için gereken tüm donanıma sahip. Bu ne demek? Belli başlı egzersizleri ya da çalışmaları biliyorsak ne bir spor salonuna, ne alet edevata ihtiyacımız olmadan, saatlerimizi harcamadan her gün çalışabiliyoruz. Belki ilk başlarda üzerimizdekiler terden sırılsıklam olmuyor. Şişen kaslar, görünen baklavalarımız olmuyor. Ancak hastalıklarımız azalıyor. Hatta çoğu zaman mevcut hastalıklarımızda gözle görülür değişiklikler oluyor.

Nasıl oluyor bu?

Yanıtı basit. Her birimiz kendimize göre bir çalışma sistemi öğreniyoruz. Sadece bedeni kullanarak ve bedeni belirli bir mekanik ile çalıştırarak en az zorlama ile en fazla faydayı elde ediyoruz. Spor salonlarında çalışanlara göre çok daha yavaş kilo veriyoruz. Ancak o kadar hızlı kilo almıyoruz. Çok daha iyi uyuyoruz. Çok daha az besin tüketiyoruz.

Sağlığınızı korumak ve sağlığınıza kavuşmak için sır mı arıyorsunuz?

Hareket edin.

Neler yapabileceğinizi öğrenmek için ise dilerseniz bize ulaşın.

Facebook Sayfamız için tıklayınız.